Pembe alt tonu sıcak mı soğuk mu ?

Tumen

Global Mod
Global Mod
Pembe Alt Tonu Sıcak mı Soğuk mu? Bir Rengin Peşinden Gidenlerin Hikâyesi

Pembe Alt Tonu Sıcak mı Soğuk mu? Bir Rengin Peşinden Gidenlerin Hikâyesi

Geçenlerde bir arkadaşımın makyaj masasında otururken hiç beklemediğim bir tartışmanın ortasında kaldım. Önümüzde üç fondöten vardı. Üçü de ilk bakışta birbirine yakın görünüyordu ama biri yüzünde hafif pembe, diğeri sarımsı, üçüncüsü ise neredeyse renksiz bir etki bırakıyordu.

Arkadaşım aynaya baktı ve “Benim alt tonum pembe. O zaman kesin soğuğum, değil mi?” diye sordu.

Tam cevap verecekken masadaki erkek arkadaşımız Murat araya girdi:

“Önce problemi tanımlayalım. Pembe gördüğümüz şey gerçekten alt ton mu, yoksa yüzeydeki kızarıklık mı?”

Hepimiz sustuk.

Çünkü soru basitti ama cevabı o kadar basit değildi.

Ben de o gece konuyu biraz araştırmaya başladım. Sonra fark ettim ki “pembe alt tonu sıcak mı soğuk mu?” sorusu aslında yalnızca makyajla ilgili değil. Renk algısından kozmetik tarihine, toplumsal cinsiyet kodlarından alışveriş alışkanlıklarına kadar uzanan küçük ama şaşırtıcı bir hikâyenin kapısını açıyordu.

Pembe Görmek, Soğuk Olduğunuz Anlamına mı Gelir?

Kısa cevap şu:

Genellikle pembe veya pembemsi alt ton, soğuk alt tonla ilişkilendirilir.

Ama burada önemli bir “genellikle” var.

Çünkü cildin yüzeyinde gördüğümüz pembe renk ile cildin gerçek alt tonu aynı şey değildir. Amerikan Dermatoloji Akademisi de “undertone”u, cilt yüzeyinin altında bulunan ve genel görünümü etkileyen renk eğilimi olarak açıklıyor. Yani aynaya baktığınızda gördüğünüz her pembelik otomatik olarak soğuk alt ton anlamına gelmez.

İşte Murat'ın o akşam söylediği “Önce problemi tanımlayalım” cümlesi burada anlam kazandı.

Çünkü yüzdeki kızarıklık güneşten, hassasiyetten, sıcaklıktan, egzersizden veya bazı cilt rahatsızlıklarından kaynaklanabilir. Örneğin dermatologlar rosaceada yüzde kızarma ve sıcaklık hissinin görülebileceğini belirtiyor.

Dolayısıyla yüzünüzde pembe bir görünüm olmasıyla “soğuk alt tonluyum” demek arasında doğrudan bir eşitlik kurmak doğru olmaz.

Murat'ın Yöntemi: Önce Eleme, Sonra Karar

Murat, konuyu çözmek için hemen küçük bir yöntem geliştirdi.

“Bilekten damarlarına bak,” dedi.

Arkadaşım baktı.

“Yeşilimsi gibi.”

Murat hemen:

“O zaman sıcak.”

Ben araya girdim:

“Bir dakika. Damar testi tek başına kesin sonuç vermeyebilir.”

Bu kez Murat güldü.

“Tamam. O zaman başka veri toplayalım.”

İşte burada onun yaklaşımını ilginç buldum. Meseleyi tek bir işaretten çözmeye çalışmak yerine farklı ipuçlarını bir araya getiriyordu.

Pencerenin yanına geçtik. Sarı ampulleri kapattık. Telefon fenerlerini bile kullanmadık. Çünkü renk değerlendirmesinde ışığın etkisi ciddi şekilde kafa karıştırabiliyor.

Sonra beyaz bir tişörtü arkadaşımın yüzünün altına tuttuk.

Pembe ve gül kurusu tonlarında kıyafetleri denedik. Ardından krem ve sıcak bej renklerine geçtik.

İlginç olan şuydu: Bazı pembe tonları yüzünü daha canlı gösterirken bazıları yüzündeki kızarıklığı daha belirgin hale getiriyordu.

O zaman fark ettik:

“Pembe alt ton” tek bir pembe değildir.

Soğuk pembe, gül kurusu, maviye çalan pembe, şeftaliye yaklaşan pembe ve nötr pembemsi tonlar aynı davranmaz.

Elif'in Yaklaşımı: Renkten Önce İnsan

Masadaki diğer arkadaşımız Elif ise tamamen farklı düşünüyordu.

“Ben önce hangi rengin güzel durduğuna bakarım,” dedi.

Murat hemen itiraz etti:

“Bu biraz subjektif.”

Elif gülümsedi.

“Zaten insan yüzüne makine gibi bakmıyoruz. Bir rengin yalnızca teknik olarak alt tona uygun olması yetmez. Kişi o renkte kendisini nasıl hissediyor, ona da bakmak lazım.”

Bu cümle beni düşündürdü.

Çünkü güzellik dünyasında bazen “doğru renk” ararken insanın kendisini unutuyoruz.

Sanki herkesin tek bir doğru fondöteni, tek bir doğru ruj rengi, tek bir doğru kıyafet tonu varmış gibi davranıyoruz.

Oysa cilt rengi, saç rengi, göz rengi, yüzün doğal kızarıklığı, ışık ve kullanılan ürünün yapısı birlikte sonucu değiştiriyor.

Elif'in yaklaşımı burada daha ilişkisel bir noktaya dokunuyordu: Renk yalnızca teknik bir eşleşme değil, kişinin aynadaki görüntüsüyle kurduğu ilişkinin de bir parçasıydı.

Murat ise bunun üzerine yeni bir öneri getirdi:

“Tamam. O zaman ikisini birleştirelim. Önce teknik olarak eleme yapalım, sonra kişinin kendisinde nasıl göründüğüne bakalım.”

İkimizin de hoşuna gitti.

Belki de en iyi yöntem buydu.

Bir taraf problemi çözmeye çalışıyor, diğer taraf problemin insan üzerindeki etkisini gözden kaçırmıyordu.

Pembe Neden Soğukmuş Gibi Algılanıyor?

Burada renk teorisine biraz yaklaşmak gerekiyor.

Günlük kozmetik dilinde soğuk alt tonlar çoğunlukla pembe, kırmızı veya mavimsi eğilimlerle; sıcak alt tonlar ise sarı, altın, şeftali veya sıcak bej eğilimleriyle tarif edilir.

Fakat “pembe = her zaman soğuk” demek fazla basitleştirilmiş olur.

Örneğin şeftaliye yaklaşan pembe, sarı ve kırmızı bileşenlerin birlikte algılanması nedeniyle sıcak bir görünüm verebilir.

Bu nedenle fondöten etiketlerinde “cool rosy”, “warm peach”, “neutral” gibi ayrı sınıflandırmalar görmek şaşırtıcı değildir. Güncel kozmetik ürünlerinde bile soğuk pembemsi ve sıcak şeftali tonları birbirinden ayrı kategoriler halinde sunulabiliyor.

Yani bir fondötenin üzerinde “rosy” yazması, onu otomatik olarak bütün pembemsi ciltlerde doğru yapmaz.

Burada asıl soru:

Pembenin içinde hangi renk baskın?

Maviye mi yaklaşıyor?

Yoksa sarı ve turuncuya mı?

Yoksa ikisinin arasında mı?

Sonra Konu Birden Tarihe Kaydı

Renk meselesinin bu kadar toplumsal bir geçmişi olduğunu açıkçası beklemiyordum.

Özellikle pembenin kadınlarla özdeşleştirilmesinin sandığımız kadar eski ve değişmez olmadığını öğrenmek şaşırtıcıydı.

Bugün “pembe kızlar içindir, mavi erkekler içindir” gibi bir düşünce bazı insanlara neredeyse doğal bir gerçekmiş gibi gelebiliyor. Fakat tarih bunun çok daha karmaşık olduğunu gösteriyor.
 
Üst